Burhanettin Duran: Milli irade vesayete geçit vermedi
Burhanettin Duran, 27 Mayıs darbesi ve vesayet dönemlerini değerlendirerek milli iradenin korunması ve demokrasiye sahip çıkılması gerektiğini söyledi.
İletişim Başkanlığı tarafından İstanbul’da düzenlenen “Vesayet İnşalarına Karşı Milli İrade Mücadelesi” panelinde, Türkiye’nin darbe ve vesayet geçmişi ele alındı. Panelin açılış konuşmasını yapan İletişim Başkanı Burhanettin Duran, 17 Eylül’ün Türk siyasi tarihi açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.
Duran, 17 Eylül’ün eski Başbakan Adnan Menderes’in idam edildiği tarih olduğunu, bir gün önce ise Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ile Maliye Bakanı Hasan Polatkan’ın idam edildiğini hatırlattı. Menderes, dava arkadaşları ve demokrasi mücadelesi veren isimleri anan Duran, bugün gelinen noktada vesayet odaklarına karşı direnen kişilerin önemli payı bulunduğunu ifade etti.
“Siyasetçilere darağacını reva gören zihniyet milli iradeyi hedef aldı”
Burhanettin Duran, seçilmiş siyasetçileri idama gönderen anlayışın yalnızca siyasi aktörleri değil, Türk milletinin geleceğini ve milli iradesini hedef aldığını söyledi. Duran’a göre halkın desteğini kazanmış liderler ve siyasi hareketler tarih boyunca varlığını korurken, darbe girişimlerinin sorumluları toplumun hafızasında olumsuz biçimde yer aldı.
Millet iradesinin, zaman içinde kendi siyasetçilerine sahip çıkarak ortaya çıktığını belirten Duran, darbe dönemlerinin ardından darbecilerin tarihin karanlık sayfalarında kaldığını, milli iradeyi temsil edenlerin ise toplumun gönlünde kalıcı bir yer edindiğini dile getirdi.
Yassıada’nın geçmişte “Yaslıada” olarak anıldığını hatırlatan Duran, adanın Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na dönüştürülmesinin, yaşanan acıların unutulmaması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından önem taşıdığını söyledi. Duran, demokrasiye ve milli iradeye kararlılıkla sahip çıkılması gerektiğini vurguladı.
“15 Temmuz vesayet dönemini sona erdirdi”
15 Temmuz gecesinde Türk milletinin darbe girişimine karşı sokaklara, meydanlara, köprülere ve havalimanlarına çıkarak vesayet dönemine son verdiğini belirten Duran, Türkiye’nin darbelere ve milli iradeyi hedef alan müdahalelere izin vermeyeceğini ifade etti.
Türkiye’nin son 60 yıllık siyasi tarihinde darbelerin ve müdahalelerin tekrarlandığını savunan Duran, milli iradenin güç kazandığı dönemlerde benzer girişimlerin devreye sokulduğunu söyledi. Seçilmiş hükümetlere yönelik gayrimeşru girişimlerin sıradan bir iktidar mücadelesi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Duran, bunları siyasi mühendislik projeleri olarak nitelendirdi.
Duran, darbe süreçlerinde bazı uluslararası medya kuruluşlarının müdahaleleri meşrulaştırmaya çalıştığını da ileri sürdü. Türkiye’nin bağımsız karar alma kapasitesini zayıflatmayı amaçlayan vesayet anlayışının, ülkeyi ekonomik, siyasi ve kültürel açıdan dışa bağımlı hale getirmeyi hedeflediğini söyledi.
Vesayet girişimleri ve siyasi mücadele
Burhanettin Duran, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürütülen siyasi mücadelenin vesayet odaklarının etkisini büyük ölçüde sona erdirdiğini ifade etti. Duran, 28 Şubat sürecini, 2007’deki e-muhtırayı, 7 Şubat MİT krizini, 17-25 Aralık girişimlerini ve Gezi olaylarını bu mücadelenin farklı aşamaları olarak sıraladı.
Bu girişimlerin ardından uluslararası ekonomik baskılarla Türkiye’ye yön verilmek istendiğini belirten Duran, 15 Temmuz’da FETÖ mensuplarının tank ve uçaklarla millete karşı harekete geçtiğini, ancak halkın direnişi karşısında başarılı olamadığını söyledi.
Türkiye’de milli iradenin güçlenmesinin, ülkenin uluslararası alanda daha etkin hareket etmesini sağladığını dile getiren Duran, Gazze’de yaşananlara karşı en güçlü tepkilerden birinin Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye tarafından ortaya konulduğunu ifade etti. Duran, mazlumların yanında durmanın Türkiye açısından tarihsel ve medeni bir sorumluluk olduğunu kaydetti.
27 Mayıs darbesi panelde ele alındı
Program kapsamında Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nden fotoğraflarla hazırlanan “Demokrasiye Vurulan Darbe: 27 Mayıs” başlıklı fotoğraf sergisi gezildi ve aynı adı taşıyan kitap tanıtıldı. Eserde, 27 Mayıs dönemini aydınlatan ve Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nden ilk kez yayımlanan bazı tarihi fotoğraf ve belgelere yer verildi.
Dr. Hüseyin Arslan’ın moderatörlüğündeki panelde Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, Prof. Dr. Tevfik Erdem, Doç. Dr. Ülkü Nur Zengin ve Medya Derneği Başkanı Ekrem Kızıltaş konuştu. Yassıada yargılamalarındaki hukuk ihlalleri, sivil siyasete yönelik vesayet baskısı ve Türkiye’deki kurumsal dönüşüm akademik bakış açısıyla değerlendirildi.
Prof. Dr. Emine Gürsoy Naskali, 27 Mayıs 1960 darbesini Celal Bayar’ın tanımlamasıyla “siyasi şekavet” ve eşkıyalık hareketi olarak nitelendirdi. Naskali, Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı’nın davalar oluşturabilmek için gerçek dışı iddiaların peşine düştüğünü söyledi.
Doç. Dr. Ülkü Nur Zengin ise Yassıada yargılamalarının savunma haklarının ihlal edildiği, tecrit ve işkence iddialarının bulunduğu bir süreç olarak yürütüldüğünü belirtti. Zengin, yaşananların toplumda benzer hataların tekrarlanmaması yönünde güçlü bir refleks oluşturduğunu ifade etti.
Prof. Dr. Tevfik Erdem, Türkiye’de sivil-asker dengesinin 2000’li yıllardan itibaren değişmeye başladığını ve Milli Güvenlik Kurulu’nun sivilleşmesiyle siyasi alanın yeniden şekillendiğini söyledi. Ekrem Kızıltaş da 27 Mayıs darbesinin yalnızca iç dinamiklerle açıklanamayacağını, dış güçler ile vesayet odaklarının iş birliğinin süreçte etkili olduğunu savundu.
Burhanettin Duran, etkinliğe ilişkin mesajında Türkiye’nin darbeler ve vesayetle mücadelesinin milli iradeye sahip çıkma kararlılığıyla şekillendiğini belirtti. Duran, geçmişte yaşananları doğru biçimde kayıt altına almanın ve gelecek nesillere aktarmanın kurumsal bir sorumluluk olduğunu ifade etti.




