Tortu Projesi: Sanatla Yeniden Hayat Buldu
Tortu Projesi, 31 sanatçıyı ve eserlerini bir araya getirerek sanatın dönüşümünü sergiliyor.
Kavaklıdere Şirketler Grubu ve Platform A Sanat Galerisi iş birliğiyle hayata geçirilen Tortu Projesi, bu yıl ikinci kez kapılarını açarak 31 sanatçıyı, 31 fıçıyı ve 31 tuvali aynı yaratıcı zemin üzerinde buluşturuyor. 25 Nisan’da başlayan sergi, 10 Mayıs’a kadar Platform A Sanat Galerisi’nde sanatseverlerin beğenisine sunulacak.
Erken saatlerde sergiye gitmeyi tercih edenlerdenim. Kalabalık olmadan, eserlerin kendi seslerini duyurabildiği anlarda gezmek, detayları daha iyi gözlemleme fırsatı sunuyor. Tortu II’nin açılışına da bu nedenle erken gittim. Platform A’ya vardığımda, Faruk Pehlivanlı, Elif Pehlivanlı Dündar ve Melis Aydoğmuş beni gülümseyerek karşıladı. Açılış öncesi heyecan içinde son hazırlıklar yapılıyordu; eserler yerleştiriliyor, sergi yavaş yavaş bütünlüğünü buluyordu.
Bir sergiyi bu aşamada gezmek, gerçekten ayrıcalıklı bir deneyim. Henüz kalabalıklaşmamış salonun içinde bir kahve eşliğinde eserleri incelemek, serginin arka planını konuşmak ve sohbet etmek, günün en keyifli anlarından biriydi.
İçeri adım attığımda, zamanın ağırlığını taşıyan fıçılarla karşılaştım. Bir zamanlar üretimin ve olgunlaşmanın izlerini taşıyan bu fıçılar, şimdi yeni bir anlatının eşiğindeydi. Her bir fıçının üzerinde zamanın izleri vardı; ahşabın damarlarında geçmişin yorgunluğu, yüzeylerinde ise yeni bir hayata açılmanın heyecanı hissediliyordu. Sanatçının dokunuşuyla eski işlevleri geri çekilmiş, yerini tamamen farklı bir kimliğe bırakmıştı.
Fıçılar artık yalnızca üretim sürecinin bir parçası değil, aynı zamanda belleğin, rengin, çizginin ve dönüşümün taşıyıcısı haline gelmişti. Bazıları renklerle zenginleşirken, bazıları çizgilerle yeni hikâyelere açılmış, bazıları ise geçmişini koruyarak bugüne taşımıştı. Serginin dikkat çekici yönlerinden biri, fıçıların yalnız bırakılmamasıydı. Her fıçıya, duvarda fıçı kapağı ölçüsünü çağrıştıran dairesel bir tuval eşlik ediyordu. Böylece, bir zamanlar üretim ve olgunlaşmanın belleğini taşıyan fıçılar, sanatçının dokunuşuyla yeniden hayat bulurken, tuvaller de bu dönüşümün duvardaki yankısı gibi duruyordu.
“31 sanatçı, 31 fıçı, 31 tuval” fikri, yalnızca sayısal bir birliktelik değil; aynı zamanda ortak bir hafıza çalışması olarak değerlendirilmelidir. Tortu II, Ankara, İstanbul, İzmir, Bodrum, Aydın ve Konya’dan gelen sanatçıların katılımıyla farklı kuşakları ve sanat dillerini aynı kavram etrafında bir araya getiriyor.
Sergide yer alan sanatçılar arasında Asiye Sarıoğlu, Aykut Öz, Bala Kavlakoğlu, Baran Kamiloğlu, Bekir Kıraç, Bilal Hakan Karakaya, Burak Erim, Büşra Aktekinoğlu Babat, Cansu Dinç, Cezmi Orhan, Erol Pelioğlu, Fatih Kızılcan, Filiz Pelit, Funda İyce Tuncel, Işın Nur Cicerali, Kadir Öztoprak, Mehmet Ali Doğan, Mehmet Babat, Mehmet Yıldırım, Mihriban Mirap, Mustafa Erol, Mustafa Sönmez, Nihat Kahraman, Nihat Kemankaşlı, Rukiye Epli Dede, Sibel Ünalan, Sinan Dağ, Şeniz Aksoy, Talat Ayhan, Tuğçe Diri ve Umut Karaman yer alıyor.
Bu geniş seçki içinde, rastgele seçtiğim dört eserin önünde biraz daha uzun durdum. Baran Kamiloğlu’nun “Umut” adlı çalışmasında, dairesel tuvaldeki kalabalık ve fırtınalı geçiş duygusu, fıçının yüzeyinde sarı ve turuncu tonlarıyla daha canlı bir enerjiye dönüşüyor. Burada umut, dingin bir bekleyişten çok, kalabalığın içinden yükselen bir direnç gibi görünüyor.
Bala Kavlakoğlu’nun “Us Yasası” ise daha içe dönük ve katmanlı bir yüzey oluşturuyor. Toprağı, pası ve eski bir haritanın solmuş izlerini andıran tonlar, fıçının ahşap gövdesiyle neredeyse bütünleşiyor. Bu çalışmada sanatçının müdahalesi, yüksek sesle değil, yüzeye sinerek izleyiciyi yavaş bakmaya çağırıyor.
Nihat Kahraman’ın “Yeni Boyut Arayışı” adlı eserinde ise renk daha dinamik ve coşkulu bir şekilde kendini gösteriyor. Dairesel tuvaldeki doğa, ağaç, figür ve hareket duygusu; fıçının üzerinde kırmızı, mor, yeşil ve sarı kuşaklarla genişliyor. Ahşap gövde burada yalnızca bir taşıyıcı yüzey olmaktan çıkıyor; neredeyse dönen, yaşayan, mevsim değiştiren bir alana dönüşüyor.
Funda İyce Tuncel’in “Karşı Sahilin Yüzleri Serisi” ise serginin figüratif yönünü güçlü bir şekilde ortaya koyuyor. Dairesel tuvalde iki kadın yüzüyle kurulan bakış, fıçının gövdesinde daha çoğul ve sahneli bir anlatıya dönüşüyor. Figürler, ahşabın doğal dokusu ve metal çemberlerle birlikte eski bir hikâyenin içinden bugüne bakan tanıklara dönüşüyor.
Bu dört örnek bile Tortu II’nin yalnızca ortak bir malzeme üzerinden kurulmadığını gösteriyor. Her sanatçı, fıçı ile tuval arasında kendi dilini, belleğini ve ritmini arıyor. Aynı yüzey, her elde farklı bir zamana, imgeye ve duyguya açılıyor.
Sergide tortu, yalnızca üretim sürecinin sonunda kalan bir iz değil; zamanın, emeğin, bekleyişin ve dokunuşun bıraktığı derin bir anlam kazanıyor. Her fıçı, geçmişte üstlendiği işlevi terk etmiyor; onu sanatın diliyle yeniden inşa ediyor. Ahşabın yüzeyinde biriken iz, sanatçının müdahalesiyle başka bir zamana açılıyor.
Kavaklıdere geleneğinin kurucularından Cenap And’ın kültüre ve sanata bakışı da projenin arka planında hissediliyor. And’ın 1973 yılında kurduğu Sevda-Cenap And Müzik Vakfı, Türkiye’de klasik müziğin gelişmesine, genç sanatçıların desteklenmesine ve müzik kültürünün yaygınlaşmasına önemli katkılarda bulunuyor. Tortu II de bu kültürel sürekliliğin görsel sanatlar alanındaki yeni halkalarından biri olarak değerlendirilebilir. Burada fıçılar, doğrudan bir tanıtım nesnesi olmaktan çıkıyor; zamanın, dönüşümün ve sanatın taşıyıcısı haline geliyor.
Tortu II’ye bakarken, bazı nesnelerin görevini tamamladığında bitmediğini düşünmek kaçınılmaz. Doğru bir bakış açısıyla yeniden hayat bulmaya başlıyorlar. Bu sergide de durum böyle. Meşe fıçılar, içlerinde sakladıkları zamanı sanatın diliyle dışarı çıkarıyor. Tuvaller ise bu dönüşümün güçlü eşlikçileri olarak sergiyi tamamlıyor.
Platform A Sanat Galerisi’nde 10 Mayıs’a kadar izlenebilecek Tortu II, yalnızca bir sergi değil; zaman, emek, dönüşüm ve belleğin iç içe geçtiği özel bir buluşma alanı. Her fıçı, yeniden yaşamaya başlamış bir nesne gibi duruyor. Her tuval de onun yanında, bu yeni yaşamın rengini tutuyor.




