İstanbul Boğaz Müzesi ilk sergisiyle kapılarını açtı
İstanbul Boğaz Müzesi, “Mehtabı Sürükledik Sularda” sergisiyle açıldı. Sergide Boğaziçi’nin 19. yüzyıldan Cumhuriyet’e uzanan hikâyesi anlatılıyor.
İstanbul’un kültür ve sanat hayatına yeni bir mekân daha eklendi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kabataş Transfer Merkezi’nin ikinci katında oluşturulan İstanbul Boğaz Müzesi, ilk sergisi “Mehtabı Sürükledik Sularda: Bir Boğaziçi Hikâyesi” ile ziyaretçilerini ağırlamaya başladı.
Müzenin açılış sergisi, 19. yüzyıldan Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar Boğaziçi’nde biçimlenen yaşamı ve bölgenin geçirdiği değişimi odağına alıyor. Sergide, Boğaz yalnızca bir manzara olarak değil, insanların yaşadığı, hayal kurduğu ve gündelik hayatını sürdürdüğü bir mekân olarak ele alınıyor.
11 Nisan 2027’ye kadar görülebilecek serginin düzenleyiciliğini Ali Kayaalp üstleniyor. Sergide Hoca Ali Rıza, İbrahim Çallı, Mıgırdiç Civanyan, İbrahim Safi, Fausto Zonaro, Hamit Görele, Ara Güler, Şefik Bursalı, Avni Arbaş, Sabri Berkel ve Naile Akıncı’nın eserleri yer alıyor.
İBB envanterindeki harita ve gravürlerin yanı sıra eski kartpostallar, Boğaziçi konulu kitaplar, Şirket-i Hayriye tarafından yayımlanan Boğaziçi Mecmuası, fotoğraflar ve farklı dergilerden derlenen arşiv belgeleri de serginin içeriğini oluşturuyor. James Baldwin’in İstanbul seyahati sırasında Sedat Pakay tarafından kaydedilen video da sergideki unsurlar arasında bulunuyor.
Ali Kayaalp, serginin Boğaziçi’ne farklı bakış biçimlerini bir araya getirme amacı taşıdığını belirtiyor. Kayaalp’in aktardığına göre sergide, bölgedeki gündelik hayatı şekillendiren fiziksel koşulların yanı sıra yaşamı örgütleyen ritüeller de öne çıkarılıyor. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Boğaz’ın cazibesini kısmen yitirmesi, yalıların boşalmaya başlaması ve bölge sakinlerinin kentin daha seçkin kabul edilen kesimlerine taşınması da anlatının önemli durakları arasında yer alıyor.
Bu dönemin ruh halini yansıtan kaynaklardan biri olarak Suad Derviş’in Cumhuriyet gazetesi için hazırladığı “Çöken Boğaziçi” yazı dizisine dikkat çekiliyor. Serginin oluşum sürecinin birkaç yıl öncesine dayandığını söyleyen Kayaalp, Mahir Polat ve ekibinin daha önce derlediği malzemeyi incelediğini, farklı kaynaklar ekleyerek sergi kurgusunu geliştirdiğini ifade ediyor.
Sergi hazırlıkları sırasında bazı fikirlerin ise hayata geçirilemediği belirtiliyor. Kayaalp, James Baldwin’in tekneyle bir yalının önünden geçerken Sedat Pakay tarafından kaydedilen görüntüyü kullanmak istediğini, ayrıca Turgut Özal ile Semra Özal’ın Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden geçişine ait tanınmış kaydı serginin sonunda değerlendirmeyi planladığını anlatıyor. Ancak video kullanımındaki zorluklar nedeniyle bu içerikler sergiye dahil edilemedi.
“Mehtabı Sürükledik Sularda: Bir Boğaziçi Hikâyesi”, Boğaz’ın tarihini yalnızca yalılar, sanatçılar ve tanınmış kişiler üzerinden okumak yerine, gündelik hayatın sıradan aktörlerine de odaklanıyor. Sergi, Boğaziçi’ni oluşturan toplumsal yapının farklı kesimlerin birlikte, kimi zaman da birbirinden uzak biçimde sürdürdüğü yaşamların toplamıyla anlaşılabileceği fikrini öne çıkarıyor.
Bu yaklaşım, Boğaz’daki hayatın küçük ama çarpıcı ayrıntılarına da yer veriyor. Yalı penceresinden uzatılan tepsideki böreği alabilmek için vapuru kıyıya yanaştıran kaptanın hikâyesi, serginin önem verdiği sıradan insan anlatılarından biri olarak öne çıkıyor. İstanbul Boğaz Müzesi, bu parçalı yaşamları bir araya getirerek Boğaziçi’nin çok katmanlı geçmişini ziyaretçilere sunuyor.




