Alan Cihangir: İki kadın oyuncudan bağımsız sahne

Alan Cihangir, tiyatrodan okuma tiyatrolarına, atölyelerden söyleşilere uzanan programıyla bağımsız ve disiplinlerarası sanat üretimine alan açıyor.

Nihan Okutucu ve Emek Targan Gürsoy tarafından kurulan Alan Cihangir, tiyatro gösterimlerinin yanı sıra atölye, okuma tiyatrosu, söyleşi ve performanslara ev sahipliği yapan bağımsız bir sanat alanı olarak faaliyet gösteriyor. Tarihi bir apartmanda çalışmalarını sürdüren mekân, farklı disiplinleri bir araya getirerek yeni üretim biçimlerine imkân tanıyor.

İki oyuncu, Alan Cihangir’i kurma kararlarının temelinde tiyatroda yalnızca sahnede yer almak değil, aynı zamanda üretmek, düşünmek, denemek ve kendi sözlerini kurmak isteğinin bulunduğunu belirtiyor. Okutucu ve Gürsoy’a göre bu alan, sanatçıların özgürce çalışabildiği ve izleyiciyle daha doğrudan ilişki kurabildiği bir buluşma noktası olmayı amaçlıyor.

Özgür ve çok disiplinli bir üretim alanı

Alan Cihangir’de oyunların yanı sıra farklı sanat pratiklerine de yer veriliyor. Her ay başka bir yazarın eserinin seçildiği okuma tiyatrolarında dekor ve prodüksiyon unsurları geri plana çekilerek metin ile oyunculuk öne çıkarılıyor. Bu çalışmalar, izleyicilere farklı yazarları ve oyunları keşfedebilecekleri sade bir karşılaşma ortamı sunuyor.

Yeni sezonda ekip, geçen sezon sahnelenmeye başlayan “DNA” oyununu programda tutarken yeni yapımlara ve genç sanatçıların projelerine de yer veriyor. Pulitzer Ödüllü Amerikalı yazar Paul Zindel’in eserinden Nihan Okutucu tarafından uyarlanan ve yönetilen oyunda Emek Targan Gürsoy, Eda Yazıcı ve Hilal Başak Bol rol alıyor.

“DNA”, bilim aracılığıyla yeni bir yaşam kurmaya çalışan Deniz’in annesi Nuran ve Aylin’le ilişkisi üzerinden aile, geçmiş ve aidiyet temalarını ele alıyor. Deniz’in genetik üzerine yürüttüğü çalışmalar, yalnızca bilimsel bir merakın sonucu olarak kalmıyor; aynı zamanda geçmişinden ve ailesinden uzaklaşma arzusuyla iç içe geçiyor. Oyun, kişinin kendisine miras kalan hikâyelerden ne ölçüde sıyrılabileceğini sorguluyor.

Kasım ayının sonlarına doğru Ozan Ağaç’ın yazdığı “Neredeyse Mutlu Olacaktım” adlı oyunun da seyirciyle buluşması planlanıyor. Şehir yalnızlığını odağına alan yapım, gündelik hayatın içinden karakterleri ironik bir dille ele alırken modern insanın mutlulukla kurduğu kırılgan ilişkiye bakıyor.

Çocuklara ve genç sanatçılara yönelik projeler

Alan Cihangir, çocuklar için yeni bir Shakespeare serisini de başlatıyor. Her ay farklı bir Shakespeare oyunundan hareketle düzenlenecek yaratıcı drama atölyelerinde çocukların karakterleri, hikâyeleri ve duyguları oynayarak keşfetmeleri hedefleniyor. Projenin amacı, Shakespeare’i yalnızca anlatmak yerine çocukları onun dünyasına dahil etmek ve öğrenmeyi oyun üzerinden gerçekleştirmek.

Kurucular ayrıca tiyatro eğitiminin ardından üretimlerini sürdürmek isteyen genç oyuncuların projelerini değerlendirdiklerini ve uygulanabilir fikirler için işbirlikleri geliştirdiklerini aktarıyor. Alan Cihangir’in, yalnızca oyunların sahnelendiği değil, yeni sanatçıların ilk adımlarının da desteklendiği bir yapı olması hedefleniyor.

Emek Targan Gürsoy, çalışmalarının Sıraselviler 57 adlı tarihi apartmanın farklı disiplinlerden sanatçıların bir arada üretim yaptığı bir sanat kolektifine dönüşme süreciyle de bağlantılı olduğunu belirtiyor. Ekip, bu yapının İstanbul’un bağımsız kültür ve sanat yaşamına yeni bir alan kazandırmasını amaçlıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu