Altın Koza’da Canavar ve Varlık filmleri öne çıkıyor

Altın Koza programındaki Canavar ve Varlık, aile sırları, suskunluk, miras kavgası ve ahlaki çöküş üzerinden farklı hikâyeler anlatıyor.

Altın Koza programında yer alan Canavar ve Varlık, aile ilişkilerinin görünmeyen taraflarına odaklanan iki yapım olarak öne çıkıyor. Tunç Şahin’in filmi, geçmişte üzeri örtülmüş ağır bir travmayı aile buluşması üzerinden açığa çıkarırken Muzaffer Mehmet Çağlar’ın ilk uzun metrajı, ölüm döşeğindeki bir adamın mirası etrafında başlayan sessiz mücadeleyi anlatıyor.

Canavar

Roman yazarı Kemal, imza günü için gittiği Anadolu kasabasında kuzenleri Aslı ve Derya’yı ziyaret eder. Üçlü, uzun süredir yapmadıkları geleneksel kapama yemeğini hazırlamak üzere mutfağa girer. Başlangıçta gündelik meseleler, eski kırgınlıklar ve aile içi dedikodular etrafında ilerleyen buluşma, yemek fırına verildikten sonra bambaşka bir yöne evrilir. Kuzenlerin ortak geçmişinde yıllardır konuşulmayan travma, yavaş yavaş aile sohbetinin merkezine yerleşir.

Tunç Şahin’in 2023’te sahnelenen oyunundan uyarladığı Canavar, cinsel istismarı yalnızca fail ile mağdur arasındaki ilişkiyle sınırlamıyor. Filmin asıl meselesi, çevredeki insanların suskunluğu, görmezden gelmeyi tercih etmesi ve aile içinde tutulması gerektiğine inanılan sırların nasıl korunduğu. Bu nedenle kötülük, yalnızca İrfan eniştenin temsil ettiği bir unsur olarak değil, yıllarca sessizliği sürdüren ilişkiler ağı içinde ele alınıyor.

Kapama yemeği filmin anlatısında güçlü bir simgeye dönüşüyor. Yemeğin üzeri kapatılırken geçmişin de örtülmesi, fırına girdikten sonra ise bastırılmış gerçeklerin açılması arasında doğrudan bir bağ kuruluyor. Mutfak, yemek masası, kaynayan çay ve fırının sıcaklığı; aile sırlarının yarattığı baskıyı görünür kılıyor.

Şahin, ağır bir toplumsal meseleyi karanlık ve tekdüze bir atmosfer yerine renkli bir görsel dünyayla anlatmayı seçiyor. İlk bölümde mizahın taşıdığı neşeli hava, travmanın açığa çıkmasıyla yerini gözyaşlarına bırakıyor. Tiyatro sahnesini andıran dekor, mavi ve yeşil ışıklarla karakterlerin görünmez bir kafes içindeki ruh halini yansıtıyor. Film, sahnedeki geniş planlı anlatımı kesmeler ve yakın çekimlerle sinemaya taşımaya çalışsa da sonuçta tiyatro uyarlaması hissini bütünüyle aşamıyor.

Oyundaki üç kişilik kadro filmde de korunmuş. Tülin Özen ile Gülçin Kültür Şahin, kız kardeşler arasındaki gerilimi ve yakınlığı başarıyla yansıtıyor. Hakan Emre Ünal’ın canlandırdığı Kemal’de ise metinden kaynaklanan didaktik ton zaman zaman belirginleşiyor. Aile üyeleri hakkında yapılan uzun konuşmalarda çok sayıda isim ve akrabalık ilişkisinin geçmesi de anlatıyı yer yer karmaşıklaştırıyor. Canavar, önemli meselesi ve güçlü oyunculuklarına rağmen sinematik bir bütünlük kurmakta zorlanıyor; oyunu izlemeyenler için daha etkili, sahne uyarlamasını bilenler içinse tanıdık bir deneyim sunuyor.

Varlık

Erzurum’da yaşayan varlıklı tüccar Mehmet Bey, hastanede tedavi gördüğü sırada iki şahidin huzurunda vasiyetini hazırlar. Ardından durumu ağırlaşır ve bilincini kaybeder. Eşi, çocukları ve damatları ölümün yaklaşmasını beklerken ailenin gündeminde şehirdeki önemli caddelerden birinde bulunan değerli bina vardır. Vasiyetten habersiz iki damat, binanın satılarak gelirinin paylaşılmasını ister. Böylece Mehmet Bey henüz hayattayken aile içinde sessiz bir miras savaşı başlar.

Muzaffer Mehmet Çağlar, ilk uzun metrajında bu çatışmayı ölçülü ve serinkanlı bir anlatımla ele alıyor. Mücadele daha çok erkekler üzerinden ilerlese de kadın karakterlerin etkisi küçük ama dikkat çekici anlarla hissettiriliyor. Neredeyse hiç görünmeyen iki torunun varlığı ise aile içindeki ilgisizliği daha da belirgin hale getiriyor. Film, klişelere yaslanmadan bu sessiz ayrıntıları takip etmesiyle dikkat çekiyor.

Hikâyeye seçim atmosferi üzerinden dahil olan siyaset, ailedeki çıkar ilişkilerini güçlendiren bir unsur olarak konumlanıyor. Ancak belediye başkanı ile Mehmet Bey arasındaki bağın ve bu ilişkinin ölüm sonrasında aileyi nasıl etkileyeceğinin daha açık kurulması, anlatının bu bölümünü güçlendirebilirdi.

Varlık, bilincini yitirmiş Mehmet Bey’in çevresindeki yapay nezaketin ve gururlu tavırların altında beliren ahlaki çöküşü izliyor. Bu yönüyle Tolstoy’un İvan İlyiç’in Ölümü adlı eserini hatırlatıyor. Ne var ki Mehmet Bey, kendi hayatını değerlendirebilecek durumda değil; ailesi hakkında ne düşündüğünü de film kesin yanıtlarla açıklamıyor. Mirasın, aile içindeki ahlaki sınırların ne kadar kırılgan olduğunu göstermesi etkili bir çıkış noktası olsa da karakter ilişkilerinin daha fazla açılması ve senaryonun akıcılığının güçlendirilmesi, filmin izleyici üzerindeki etkisini artırabilirdi.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu