Altın Koza filmleri: Ölü Köpekler Isırmaz ve Moda Evlilik

Altın Koza filmleri arasında öne çıkan Ölü Köpekler Isırmaz ve Moda Evlilik, suç, ekolojik yıkım ve evlilik çatışmalarını farklı sinema dilleriyle ele alıyor.

Altın Koza filmleri arasında yer alan Ölü Köpekler Isırmaz ve Moda Evlilik, birbirinden oldukça farklı dünyaları sinemaya taşıyor. Nuri Cihan Özdoğan’ın ilk uzun metrajı Ölü Köpekler Isırmaz, dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise İstanbul Film Festivali’nde gerçekleştirdi. Yapım, Rusya’daki Zerkola Film Festivali’nde En İyi Yönetmen, İtalya’daki Ariano Film Festivali’nde de En İyi Film ödülünü kazandı.

Film, Adana’da Avrupa’dan yasa dışı yollarla getirilen çöplerin çevresinde oluşan mafyatik düzeni, çocukluk arkadaşı iki gencin hikâyesi üzerinden anlatıyor. Şekerciler Grubu ile Sinekler adlı suç örgütünün çatışması sürerken, annesine ve engelli köpeğine bakabilmek için limanda balık dağıtımı yapan İsmet, arkadaşı Dogo’nun ısrarıyla bu kirli dünyanın içine çekiliyor. Daha iyi bir hayat ve ekonomik güç arayan gençler, kısa sürede büyük suç örgütlerinin taşeronu olduklarını fark ediyor.

İthal atık meselesini bireysel ve toplumsal çöküşle birlikte ele alan Ölü Köpekler Isırmaz, ekolojik yıkımla ataerkil şiddet arasındaki bağı da görünür kılıyor. Çöp üzerinden kurulan ekonomik düzen, bölgedeki gençlere vaat ettiği sınıf atlama imkânını sunmak yerine onların ruhlarında ve dostluklarında geri dönüşü zor bir tahribat yaratıyor.

Filmin görsel dünyası güçlü bir işçilik taşıyor. Kadraj, renk, ışık, mizansen ve sanat yönetimi birbiriyle uyum içinde ilerlerken, doğal diyaloglar anlatının gerçeklik duygusunu destekliyor. İsmet’i canlandıran Kemal Burak Alper ile Dogo rolündeki Burak Can Doğan da etkileyici performanslarıyla öne çıkıyor. Bununla birlikte senaryo, hikâyenin sunduğu potansiyeli daha yüksek bir tempoyla değerlendirebilirdi. Özellikle ikinci bölümde belirginleşen yavaşlama, anlatının gerilim kapasitesini sınırlıyor.

Miraç Atabey’in Moda Evlilik’i ise evlilik kurumuna altı ayrı bölümden bakan, parçalı ve yapıbozumcu bir anlatı kuruyor. Yönetmen, önceki filmi Zamanımızın Bir Kahramanı’nda olduğu gibi kamerayı gözlemci bir konumda tutuyor; ancak bu kez seyirciyle arasındaki mesafeyi daha da artırıyor.

Aşkın ardından evlenen Mert ve Ege’nin ilişkisi, düğünden kısa süre sonra çatlaklar göstermeye başlıyor. Senarist ve yönetmen Mert yaşadığı tıkanıklığı YouTube’da yemek videoları çekerek aşmaya çalışırken, sosyal medya fenomeni Ege daha dışa dönük ve hareketli bir karakter olarak beliriyor. Bir arkadaşlarının yanında yaşanan küçük bir tartışma, sonraki bölümlerde farklı biçimlerde ortaya çıkan sorunların habercisi oluyor.

Atabey, sabit kamerayla çoğu zaman karakterlerden uzak duruyor. Doğaçlama diyaloglar, yarıda kesilen konuşmalar, siyah ekranlar ve zaman zaman bilgi veren, zaman zaman yanıltan anlatıcı sesi izleyicinin alışılmış takip biçimlerini bozuyor. Bu tercih, filmin doğal bir akış arayan seyirciyle arasına mesafe koymasına ve yer yer yorucu bir deneyim yaratmasına neden oluyor.

Yapıbozumcu anlatım sinemada yeni bir arayış değil; ancak Moda Evlilik’te bu yaklaşımın seyirciye oldukça iddialı biçimde sunulduğu görülüyor. Film, klasik anlatıya alışmış izleyicinin beklentilerini sürekli boşa çıkarırken, karakterlerle kurulabilecek bağı da bilinçli olarak sınırlıyor. Atabey’in sinema dilindeki bu cesur tercih, yönetmenin ilk filmi Zamanımızın Bir Kahramanı’na olumlu yaklaşan izleyiciler açısından tartışmaya açık bir sonuç ortaya koyuyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu